Cudi Dağının Yağmurlu ve Karlı Havası

5

Saat 13.30 a geliyordu. Zehra’nın son iki dersi boş olduğu için okuldan erken geldi, gelmesiyle Kerime ödevinin geri kalan kısmını bitirmek için zaman kaybetmeden televizyon sehpasının sol ucunu kullanıyordu.

Sağ olsun Sevda Hemşire o gün hiç durmadan üç saate bir onun kontrolüne gelip sağlığı hakkında bilgi alıyordu.

Zavallı Kerime çocukları üzülmesin diye acısını içine gömüyor, zar zor ayakta durmaya çalışıyordu. O, ne yediği dayağa ne kırılan dişlerine ne de yarılan çenesine üzülüyordu; en büyük acısı içinde saklıydı.

Acı, üzüntü ve şiddetle geçen bir hafta sonunun ardından, pazartesi sabahı olmuştu, o gün güneş Cudi Dağından bir başka güzellikle doğmuştu. Akşam dersi vardı, ve Reşit Hocanın verdiği ödevini bitirememişti. Önceki akşam kalemi eline alıp yazmaya yeltenmişse de, aldığı darbelerden dolayı bir türlü o narin parmaklarım bir türlü kalemle barışmıştı. Nasip bu güneymiş diyerek çocuklarım hazırladı, onları okula gönderdikten sonra kızı Kezban ile odalarında yalız kaldı. Kerime bir anlık bu yalnızlıktan faydalanmak için Ayşe’ye döndü.

-Kızım akşam dersimiz var, daha iki sayfa Ödevim kaldı, annene yardım eder misin? En azından şimdi bir sayfa yazalım, Öğleden sonra Zehra okuldan gelince diğer sayfayı onunla yazarız.

-Ne demek anne, sen yeter ki iste.

Kezban gülümseyerek cevap vermişti, o da Ayşe’nin bu gülümsemesine karşılık vermek istedi, ama kırılan iki dişinden dolayı dudaklarım bükerek yapabildi. Sonra hemen zaman kaybetmeden her zaman olduğu gibi televizyon sehpanın üstüne koyduğu defterini aldı. Ayşe’nin yardımıyla kalemi tuttu, yavaşça yazmaya başladı; ama bir türlü düzgün yazamıyordu. Elleri titriyordu.

-Boş ver abla bu ilk olmuyor ki.

Elini annesinin başına atarak saçlarını ayırdı, başındaki beş büyük yara izini gösterdi.

5

Bak şu ben doğmadan önce, öz babam Ahmet, kül tablasını fırlatarak yapmış, bu ben altı yaşındayken yine babam Ahmet silahm dipçiğiyle vurmuş, bu da ben on bir yaşındayken üvey babam yani şimdiki Abdullah amcamın vurduğu balta sapının izi, sonra bu küçük izler de baston ve seyre izleri.

“Cudi Dağının Yağmurlu ve Karlı Havası” üzerine 1 yorum.

  1. Kerime’nin hasta haliyle içi yanıyordu, teselliye ihtiyacı varken kızım teselli etmeye çalışıyordu.

Bir cevap yazın